Yazamadım pek son günlerde... Birkaç draft oluşturmakla beraber post edesim gelmedi. Olmayınca olmuyor işte...
Galiba bu aralar kış mevsiminin gelip çatmasından kaynaklanıyordur yazmama isteğim, bilemiyorum... Hava puslu, soğuk, yağmurlu demek Cerise keyifsiz demek genellikle. Yaz insanıyım yaz...
Ritüellerim var benim. Giysi reformları diyebiliriz buna. Mesela ilk çorap giyişim, veya ilk çorapsız ayakkabı giyişim. İlk boğazlı kazak. İlk palto. İlk eldiven. İlk askılı bluz gibi. Hepsi önemli, ama hepsini yapmak bir o kadar güç, tedirgin edici şeyler benim için. Mesela bugün ilk boğazlıyı giydim sabah. Kısa bir tereddüt anı: çok mu abartı olur acaba? Dışarı çıkınca soğuğu hissetme ve karardan dolayı mutluluk duyma. Sanki çok önemli olaymış gibi bunlara kafayı takıyorum işte.
Şu sıralar da çizmelerimle flört ediyorum sayılır. Yağış biraz daha devam ederse sanırım ikna olup onları da giyeceğim. Gerçi pastırma sıcakları söylentisi devam ediyor ama bakalım.
İşler de felaket yoğun. Çok özel bir dönemden geçiyoruz şirket olarak. Yıl sonuna kadar da bitmeyecek bu yoğunluğumuz. İşten geç çıkınca yapmak istediğim şeyleri çok daha kısa bir zamana sığdırmak zorunda kalıyorum. Mesela 18.30'da evde olacakken, 21.30'da eve gelince dinleneceğime koşturuyorum sürekli. Yemek ye, duş yap, yarın giyeceklerini düşün, e azıcık TV seyret, bilgisayarı aç, blog oku, yatmadan birkaç sayfa kitap oku, kağıttan gazeteleri şöyle bir karıştır, evdekilerle iki kelam et gibi gibi... Bir de evin hanımı ben olsam neler olur düşünemiyorum ama düşünmek gerekiyor tabi. Hele hele bir de işten geç çık, üstüne biraz da sokakta gezeyim dersem daha da beter oluyor herşey.
Yatmaya bile karar verdikten ancak 45 dk. sonra yatabiliyorum. Makyajını sil, yüzüne krem, eline krem, koluna krem, gözünün altına krem, topuğuna krem, diş fırçala, dişini iple, lensini çıkar ve işteee yatağı hakediş!
Hayallerim var benim, işe gitmemek gibi...